Ne Düşünüyorum?

Bir markanın kimliği sadece logosunda ya da sloganında değil, o markanın içinde doğan kültürde gizlidir. Markaya uygun bir kurumsallaşma süreci, danışmanının strateji ve hedefleri öğrenmesiyle değil, markanın ruhundan ilham almasıyla başlar. Ben de işte tam da bu nedenden buradayım.
Son birkaç yılda, çeşitli uzmanlıklara sahip danışmanlarla pek çok farklı kurumda karşılaştım ve çalıştım. Maalesef, çoğu zaman danışmanlara ihtiyacim olduğunda ulaşamadım, maddeleşmis görevler vermeleri dışında hiçbir fikir ya da çözüm üretmediklerini deneyimledim. En iyi danışmanı aramıyordum belki ama çalıştığım kurumlara uygun olmalarını önemsiyordum. Buna rağmen saat takıntıları, şu zaman ara, bu zaman arama kuralları, geri bildirime açık olmadan sadece kendilerinin bildiğini sanmaları sebebiyle, kaydettiğim bir ilerleme maalesef olmadı. Ben de isyan etmek yerine nasıl bir danışman istiyorsam öyle bir danışmana dönüşmeye ve kendi markami kurmaya karar verdim. Şimdilerde, çalıştığım markalara sadece danışmanlık yapmıyor, aynı zamanda o markanın ruhunu ve hikayesini anlamaya, doğru stratejileri ve yöntemleri, markanın kimliğiyle uyumlu şekilde inşa etmeye odaklanıyorum. Çünkü markanızı sadece sayılarla değil, duygularla da büyütmeniz gerekir.
Peki danışmanlık verdiğim konulara yaklaşımımı öğrenmeye ne dersiniz?
Kurumsallaşma… 
Bazen herkesin düşündüğü kadar katı bir şey değildir. Tam tersine, bir şirketin esnek ve dinamik olması gerektiğini savunurum. Çünkü her kurum, kendi hikayesini anlatırken, benzersizdir; bir başka deyişle, her biri kendi kültürüne, becerilerine ve alışkanlıklarına göre şekillenir. Kurumsallaşma, markanın değerleriyle ve kültürüyle uyumlu olmalıdır. Klasik bir tarifle ya da genel geçer kurallarla değil, markanın içindeki özgün gücü ve potansiyeliyle ilerlenmelidir.
Eski modelle bir yere varmak artık mümkün mü? Belki bir zamanlar klasik kurallar geçerliydi, ama günümüz iş dünyasında, hızla değişen çevreye ayak uydurabilen şirketler başarılı olabiliyor. Her kurumun kendi dinamiklerine uygun, esnek bir yapıya ihtiyacı var. Sadece büyümek değil, aynı zamanda yenilikçi ve sürdürülebilir olmak önemli.
Peki ya pazarlama? Gerçekten her zaman yalan mı?
Eskiden belki öyleydi. O dönemlerin “satıp unutalım” yaklaşımı geride kaldı. Artık, pazarlama sadece ürün satmak değil, insanlarla anlamlı bağlar kurmak demek. Müşteriye değer sunmak, onlara yalnızca "ne" değil, "nasıl" sunduğunu ve ne kattigini göstermek demek.
Çünkü bugün, iş sadece satışla bitmiyor. İşin özü, bir marka yaratırken, her kararın kurumun ruhuna dokunması gerektiğinde. Pazarlama artık bir dil haline gelmeli; yalın, dürüst ve insan odaklı.
Iste tum bunlari başarabilmenin başında vizyon var. Bir markanın doğru bir şekilde konumlanabilmesi için, sadece geçmişin tariflerine uymak yeterli değil. Benim işim, yenilikçi fikirleri geçmişin sağlam temelleriyle buluşturmak. Hem kurumları hem de markaları, sadece bugün için değil, geleceğe de hazırlamak.
Çünkü ne kadar değişirsek değişelim, kendi kimliğinden ve değerlerinden vazgeçmeden ilerlemek, her zaman kazandırır.